DOLAR
8.0955 -0.32
EURO
9.6942 -0.01
ALTIN
451.065 +0.01
BIST
1409 +2.25
11°
05.04.2021, 01:20 4604

Mevzu Çok Derin

Çocukluk yıllarıma dair hatırladığım en eski sahnelerden biri, mezkûr zamanda köyümüzün ihtiyarlarından sayılabilecek rahmetli Ahmet amcanın sabahın erken saatlerinde elinde sigara tabakasıyla köy meydanına gelip kendisine günün ilk sigarasını saracak birinin gelmesini beklemesiydi. Ahmet amca tiryakiydi ama sigara sarmayı yetmiş yaşına kadar bir türlü öğrenememişti. Belki biraz da bu saikle sigarayı bırakmaya niyetlendi. Tam da o dönemde hac ibadetini eda edip geldi Ahmet amca. Şimdi de olduğu gibi Hacdan dönenlerin evine gidilir, taze hacılar da ziyaretlerine gelen misafirlere yaşlarına uygun hediyeler verirlerdi.

Birkaç arkadaşla köyde pek kolay ele geçmeyen ve doğrusu pek de alışık olmadığımız bir oyuncak kapmak umuduyla biz de gittik Hacı amcayı görmeye. Oyuncağı alıp hemen gitmek ayıp olur diye gitmişken biraz da Hacı amcanın hac hikâyesini dinledik. Köylülerden biri Hacı Ahmet amcaya hacda en çok ne dua ettiğini sordu. O da “Vallaha birkaç gece Kâbe’de yattım ve dedim ki Allah’ım, lafı fazla uzatmama gerek yok; hacca niye geldiğimi sen de çok iyi biliyorsun: Ben hacca sigarayı bırakmak için geldim!”

Bunu söylerken ne kadar ciddiydi bilemiyorum doğrusu ama Hacı Ahmet amcanın hacdan sonra sigarayı bırakamadan ve sarmayı da öğrenemeden vefat ettiğini iyi hatırlıyorum.

Mevzu bizim Hacı Ahmet amca değil elbette.

Sanırım “Hacı Murat” ismi bana “Hacı Ahmet” amcayı çağrıştırdığı için bu olayı anımsadım. Bu çocukluk anısını da Hacı Ahmet amca misali, “Lafı fazla uzatmama gerek yok.” demek için anlattım. Bir dirhem bal için size bir çuval keçiboynuzu çiğnetmek değil niyetim.

Mevzu çok daha derin: Tolstoy’un Hacı Murat’ı…

“Hacı Murat” romanında bizim “Kafkas Kartalı” diye bilip muhabbet duyduğumuz, rahmetle yâd ettiğimiz, “hızlı zamanlarımızdaki” marşlarda, ezgilerde ismini sıkça işittiğimiz ve pazarlıksız sevdiğimiz Şeyh Şamil, hiç de öyle zihnimizdeki Şeyh Şamil algısına benzemiyor…

Evet, mevzu tam olarak bu.

Mevzuyu çok derin yapan ise genelde Türkiye’de, özelde İslami camiada Tolstoy güzellemeleri yapılması ve iki omzu arasında bir kafa taşıyıp bu romanı okuyan bir Allah kulunun da çıkıp, “Ya hu bu adamın bizim Şeyh Şamil ile ne alıp veremediği var acaba?” diye sormamış olması.

Burada tutup da mesleki uzmanlık alanı gerektiren bir malumatfuruşlukla tahkiyeli eser tahlil planına göre romanı teknik olarak tahlil etmek niyetinde olmadığım muhakkak.

Ama aramızda hakikatin bir parçasının tecelli etmesinin ön şartı olarak da yazıyı okuyacakların hazırbulunuşluk düzeylerinin ortalamanın üstünde olması gerektiğini ve yazıdan önce romanın okunmuş olması ön şartını peşinen belirtmem gerekiyor.

Romanın konusu gerçek bir tarihi olaydır, kahramanlar gerçektir ama oluşturulan algı bu gerçek şahısların Tolstoy eliyle ustaca maniple edilmiş hâlidir.

Denklem, Şeyh Şamil’in ve kendisine yakın kişilerin kötülükleri üzerine kurulmuş yanlış bir denklemdir. Esefle söylemeliyim ki bizim yazın dünyamızdaki tüm çabalar bu yanlış kurulan denklemi, bilerek veya bilmeyerek doğru çıkarmak yönündedir.

Bu yaralı ve şaşı bilinç durumunun akla ilk gelen gerekçesi, İslam dünyasının öncü bir şahsiyetine ve onun şahsında İslami değerlere kara çalma operasyonun Tolstoy’un edebi kişiliğinin gölgesinde kalmış olması veyahut hakkında Müslüman olduğuna dair belki iyi niyetli tevatürler de bulunan Tolstoy’a böyle bir eylemin kondurulamamasıdır.

Algı yönetiminin bir sonucu olarak maalesef zihinlerde böyle bir izlenimin varlığı yadsınamaz ama gelgelelim ki olgu hiç de böyle değil.

Tolstoy, 1851 yılının Kasım ayında orduya gönüllü katılmak üzere Tiflis’te bulunduğu sırada Hacı Murat’la ilgili haberler almaya başlamıştı. O günden sonra da romanın omurgasını zihninde oluşturmaya başladı.

Tolstoy iddiasına göre ömrünün on iki yılını fiilen Ruslara karşı savaşmakla geçiren ve Şeyh Şamil’in en yakın adamı olan Hacı Murat, Şeyh Şamil’den sonra kim güçlüyse onun İmam olması gerektiğini söylemiştir. Hacı Murat’la Şeyh Şamil’in arası romanda bu yüzden açılır. Bunun üzerine de Hacı Murat 1851’de Ruslara sığınır. Esas vakalar zinciri de böylece başlar. Olaylar 1840-1855 yılları arasında Kırım Savaşı sırasında Tiflis ve Grozni şehirleri arasındaki mekânda cereyan eder.

Yalnızca Şeyh Şamil değil, romandaki bütün Müslüman şahıslar olumsuz yönleriyle öne çıkarılmıştır.

Mesela acımasızca ve aşağılayıcı bir şekilde Hacı Murat’ın kafasını kesen bir Rus değildir. Murat gibi hacı olan Hacı Ağa’dır.

Tolstoy, Hacı Murat’ın ölümünü bir hayvanın boğazlanmasından farksız bir soğukkanlılıkla anlatır. Rusların hizmetine geçmiş Hacı Ağa Mehdulinskiy, kılıcıyla Hacı Murat’ın başını keser. Başı gövdesinden ayrıldıktan sonra ayakla itilir ve bir torba içinde şehirde gezdirilir. Burada Hacı Ağa’nın ağzından Hacı Murat’ın kurnaz, samimiyetsiz ve bencil olduğu okuyucuya empoze edilir.

Ana karakter Hacı Murat’tır ama sık sık onun üzerinden Şeyh Şamil’e yönelik kişilik katliamı ve itibarsızlaştırma bazen satır aralarında bazen de açıkça görülür. Hacı Murat’ın Şeyh Şamil’le ters düşüp Rusların tarafına geçme gerekçesinin Şeyh Şamil’in kişisel hesapları ve şahsi ihtirasları olduğu okuyucunun zihnine roman boyunca ince bir işçilikle kazınır.

Ruslar, Şeyh Şamil’le Hacı Murat arasındaki düşmanlıklardan faydalanıp Hacı Murat’ı kullanmak istemektedir. Şeyh Şamil, Hacı Murat’ın ailesini zindana attırmış ve Hacı Murat geri gelmezse onun ailesinin öldüreceğini kendisine yazmıştır. Bütün bunların yanında Şeyh Şamil, Hacı Murat’ın kardeşini de uçurumdan attırmıştır.

Hacı Murat’ın ailesinin esir tutulduğu mekân betimlenirken Şeyh Şamil’in müritlerinin oldukça gösterişli giysileri arasında dikkati çeken sade görünüşü, Tolstoy’a hiç inandırıcı gelmez ve Tolstoy, okuyucuyu da adeta zorunlu bir yön tabelası gibi bu güzergâha yönlendirir.

Tolstoy, Şeyh Şamil’in halkın gözünde kendini sade, alçakgönüllü bir lider olarak göstermeye çalıştığını ama aslında onun acımasız diktatör, bir tek adam olduğunu imler ve Şeyh Şamil’e ilişkin bu subjektif kanaatlerini Hacı Murat’ın hapsedilen oğlunu huzuruna getirttiği sahnede adeta okurun gözüne sokar.

Şeyh Şamil, Hacı Murat’ın oğlu Yusuf’tan babasına bir mektup yazarak, Ruslardan ayrılıp kendisine katılmaya çağırmasını ister. Babası bayrama kadar gelmezse Yusuf’u öldüreceğini de açıkça söyler. Sonra Yusuf’a dönüp, “Sana acıdığım için seni öldürmeyeceğimi ama bütün hainlere yaptığım gibi senin de gözlerini oyacağımı söyle babana!” der.

Bu kurgusal portrede okuyucuda oluşturulan algı şudur: “Bu adam; iki yüzlü, münafık, samimiyetsiz, acımasız biridir, kendi saadeti ve selameti için her zalimliği yapar, bir gencin gözlerini bile oyar.”

Başka bir bölümde Şeyh Şamil’in eşlerinden en genç olanını diğerlerinden daha çok sevdiğini ve hep onunla zaman geçirmek istediğini söylemek suretiyle Şeyh Şamil’i şehvet düşkünü biri olarak gösterir.

Tolstoy, Müslüman karakterler olan İmam Hamzat Bey, Şeyh Şamil, Ahmet Han, Hacı Ağa

gibi tarihi kişilikleri ve o dönemde görev yapmış çarlık bürokratlarını Hacı Murat’tan çok daha acımasız karakterler olarak lanse eder.

Tolstoy ne Hacı Murat’ı ne de Şeyh Şamil’i Kafkas halkının özgürlük savaşçısı olarak sunmuştur. Onların Ruslara karşı kazandıkları zaferleri ise roman boyunca yadsımıştır.

Tolstoy, 1851 yılında henüz yirmi üç yaşındayken Kafkaslardaki savaşa gönüllü bir subay olarak katılmıştır, yani o bir Rus vatanperveridir. Romanın bu zihniyette biri tarafından yazıldığını ve o yıllarda Osmanlının Şeyh Şamil’e destek verdiğini, kadim düşman Rusya’nın ise doğal olarak bu durumdan rahatsız olduğunu da hatırda tutmak gerekir.

Tarihimizde bir köz olarak yer almış Şeyh Şamil’i bir yanılsama yoluyla köz değil de kül olarak sunmaya çalışan zihniyete karşı farkındalık oluşturmak zorundayız.

Kelimeler cam gibidir, göstermeye yaramadıkları zaman görüntüye engel olurlar.

Tolstoy da yazarlıktaki ustalığını maalesef göstermede değil, tarihi gerçekliği örtmede, Müslüman şahsiyetleri ve İslami değerleri iğdiş etmede ve itibarsızlaştırmada kullanmıştır.

Kafkas Kartalı unvanıyla da tanınan Şeyh Şamil, Kafkas halklarının hem dinî hem de siyasi önderidir. Mücadelesi yaşadığı coğrafyayı aşmış bir şahsiyetin zalim, nefsine düşkün, diktatör gibi sıfatlarla okura sunulduğu bir eseri iyi niyetli olarak görmek ve bunu masum bir roman olarak okumak, tavsiye etmek kanaatimce mümkün değildir.

Peki böyle bir roman nasıl oldu da İslam ümmetine ve Şeyh Şamil’in dünyamızdaki karizmasına rağmen bu kadar okundu?

Bu durum sanırım küresel anlamda üstünlerin hukuku, kültür emperyalizmi, mağlupların galipleri taklit etmeleri ve onların haksızlıklarına ses çıkaramamaları, dünyayı her anlamda onların yönetmeleri, nerenin Orta Doğu nerenin dünyanın merkezi olduğunu egemen güçlerin belirlemeleri gibi birçok sebeple açıklanabilir belki.

Yoksa avcısına aşık olan avla daha mı ilgili dersiniz?

Mevzu gerçekten çok derin…

Mevzunun en derin ve en üzücü olan yönü ise ‘aydın, bilge, rol model’ dediğimiz koca koca unvanları, makamları, kitapları olan kalın zevatın çıkıp, “Çeçen halkını tanımak istiyorsanız “Büyük Usta” Tolstoy’un Hacı Murat’ını mutlaka okumalısınız.” şeklindeki salık vermeleridir.

Yani yıllar sonra bir Müslüman evladı kalkıp Şeyh Şamil’i Tolstoy’un Hacı Murat’ını okuyarak tanırsa, “Ya hu bu ne biçim bir Müslüman lidermiş ki bu kadar zaafı var, bu kadar zalim ve despot!” demeyecek mi acaba?

Bence iğneyi değil, çuvaldızı kendimize batıralım ve şunu da soralım: “Şeyh Şamil’i hangi Müslüman yazarımız anlattı da biz okumadık?” derse çocuklarımız ne cevap veririz acaba?

Biraz da tersten düşünelim: Batı kaç önder ve örnek şahsiyetini bir Müslüman yazarın kaleminden tanıyor?

Yerlilik ve millilik söyleminin zirve yaptığı bu dönemde başta zihnimizin sonra da kültürel ve ideolojik beslenme kaynaklarımızın ne kadar yerli ve milli olduğunu şapkamızı önümüze koyup bir daha düşünmemiz ve kendi gerçekliğimizi görmemiz gerekiyor.

Bu Ülke’de aynı dertten yakınan Cemil Meriç’e kulak verelim:

“Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser, biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda bir de küffar…

Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu.

Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini. “Ben Avrupalıyım!” demeye başladı. “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”

Avrupalı dostları acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “Hayır delikanlı!” diye fısıldadılar.

“Sen bir az gelişmişsin!”

Ve Hristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir nişan-ı zîşân gibi gururla benimsedi aydınlarımız.”

(Bu Ülke, Cemil Meriç, İletişim Yayınları, syf. 96, İstanbul, 1996.)

Mevzu derin, evet hem de çok derin…

Muhabbetle.

Yorumlar (7)
Muhammet YETİŞ 1 hafta önce
EyvAllah üstad, önemli bir konu; derinlikli tahlillerle Müslümanların gözünü açmaya çalışmanız takdire şayan. Bu alanda büyük boşluk var. Devamını bekliyoruz inşAllah.
Nurullah Uysal 1 hafta önce
Tebrik ediyorum . Tek nefeste okuduğum dikkat çekici, sorgulayıcı güzel bir yazı olmuş. Devamını bekliyorum...
Ali Tekin 1 hafta önce
Gerçekler güzeldir ama güzel bir dil ile anlatılınca tatlı oluyor .
Numan Kır 1 hafta önce
Tespitler ve üslup sıra dışı, kitabı okumuştum ama belirttiğiniz hususları dikkate alarak bir kez daha okuyacağım.
Ahmet Sırdaş 1 hafta önce
Değerli Muhammed Yahya Kardceşim “Derin Mevzu”lu yazınızı dikkatlce okudum. Çok önemli bir mevzuyu zihinlere ustaca ve ilmek ilmek kazımışsınızz. Bu algı girişimleri bize hiçte yabancı değildir. Tolstoy’un yaptığı bu “Şahsiyet Cellatlığını” Cennetmekan Abdulhamid’e yakıştırılan “Kızıl Sultan” yaftalamasında da gömekteyiz. Yeşilçam’ın karakterleride, tiyatrolarımızdaki islami şchsiyetlerde ne yazık ki Tolstoy gibi “ti”ye alınmışlardır. Bu derin mevzuları işlemeye devam etmenizi diliyor,sonsuz başarı dilek ve selamlarımla Sizi Allah’a emanet ediyorum. Ahmet Sırdaş
Hasan Hüseyin Kartal 5 gün önce
Yeni yazınızı bekliyoruz üstat, hatta mümkünse her gün bir yazı bekliyoruz inşAllah
Şükrü BİLGİÇ 2 gün önce
Anlaşılan odur ki; Tolstoy hem cephede savaş vermiş hemde masa başında kalemi ile.
Günün Karikatürü Tümü

Günün önemli haber ve videoları WhatsApp kutunuzda! Telefon numaranızı yazın, hemen abone olun...

11°
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 30 63
2. Adana Demirspor 30 58
3. Samsunspor 30 58
4. İstanbulspor 30 54
5. Altay 29 53
6. Altınordu 30 52
7. Ankara Keçiörengücü 30 49
8. Tuzlaspor 30 44
9. Ümraniye 29 41
10. Bursaspor 29 40
11. Bandırmaspor 29 39
12. Boluspor 29 35
13. Adanaspor 30 34
14. Balıkesirspor 30 32
15. Menemenspor 30 31
16. Akhisar Bld.Spor 30 25
17. Ankaraspor 29 22
18. Eskişehirspor 30 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 30 48
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Brighton 31 33
16. Burnley 31 33
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23
Namaz Vakti 15 Nisan 2021
İmsak 04:36
Güneş 06:06
Öğle 12:54
İkindi 16:35
Akşam 19:32
Yatsı 20:56

Gelişmelerden Haberdar Olun

@