-->
Mevzu TV | Mevzu sadece haber değildir.
2020-04-08 10:25:23

Kırmızı Saçlı Kadın ile Baba-Oğul İlişkisine Bakış

Ertuğrul Efe

08 Nisan 2020, 10:25

Roman Çevresinde Sophokles, Firdevsî ve Freud’a Değinme

Orhan Pamuk’un çoğu otorite tarafından en etkileyici eseri olarak kabul edilen Kırmızı Saçlı Kadın, 1980’lerden günümüze “Türkiye’de Kentlerin Dönüşümü” ve “Baba-Oğul İlişkisi” üzerinde çevrelenmiş bir kitaptır. Bu kitap ile birlikte “vicdan, rant ve geçmişten kaçma” gibi konuları kendi içimizde sorgulama fırsatı bulacağız.

Not: Eğer kitabı henüz okuma fırsatı bulamadıysanız öncesinde Sophokles’in “Kral Oidipus” adlı tragedyasına, Firdevsî’nin “Şehnâme” adlı eserinde bulunan “Rüstem ve Sührab” menkıbesine ve Freud’un “Baba Kompleksi” yahut “Oidipus Kompleksi” teorisine bir göz atmanızı ve fikir sahibi olarak okumanızın kitabın örgüsünü anlama ve anlamlandırma noktasında önemli yarar sağlayacağını belirtmeliyim.

Romana Genel Bakış

Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın’da başkahraman Cem’in gözünden, gençlik yıllarında babası tarafından terk edildikten sonra İstanbul’un taşra bölgesinde bulunan Güngören adlı bir kasabanın yakınlarında kuyu suyu arayan Mahmut Usta’ya çıraklık etmesi ile başlayan bir hikâyeyi sunar. Cem burada kuyu kazarken Mahmut Usta’yı babası gibi görmüş ve onun öğrettiklerini önemsemiştir. Güngören’de bir tiyatrocu ve komünist olan kırmızı saçlı kadına âşık olması ve devamında yaşadıkları Cem’in hayatının geri kalanının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Roman toplumcu-gerçekçi çerçevede yazılmış ve geçmişten günümüze gerek bireysel gerek toplumsal bir ışık tutmaktadır. Romanda dikkat çeken bir nokta da “Anadolu irfanı” olarak nitelendirdiğimiz taşra ve köy yaşamının saflığını sorgulatacak hadiselerin cereyan ediyor olmasıdır.

Yukarıda da bahsettiğim (romanın daha iyi anlaşılabilmesi için tavsiye niteliğinde olan) üç konuyu kısaca ele alarak incelememi tamamlayacağım.

Kral Oidipus

Sophokles, Kral Oidipus ile Yunan tragedyasının en önemli örneklerinden birini sunmuştur. Oidipus ve babası Laios’un trajik öyküsünü anlattığı bu mit sonrasında birazdan bahsedeceğimiz Freud’un “Baba-Oğul Kompleksi” teorisini de şekillendirmiştir. Hikâyesi şöyledir:

Kral Laios’un çocuğu olmamaktadır ve bir gün eşiyle birlikte Apollon’da bulunan bir kâhine giderler. Kâhin bir çocukları olacağını ancak çocuğun babasını öldürecek ve annesiyle evleneceğini söyler. Bir süre sonra bir erkek çocuğu dünyaya gelir ve çocuk doğumundan kısa bir süre ayaklarından bağlanarak bir ormana bırakılır. Burada çocuğu bir çoban bulur ve komşu devletin kralına verir. Oidipus ismi verilen çocuk büyür ve bir gün kendisinin evlatlık olduğunu duyunca önce çok şaşırır sonrasında o da Apollon’un yolunu tutarak kâhine babasının kim olduğunu sorar ancak kâhin babasının kim olduğunu söylemez. Oidipus kâhinden babasını öldüreceğini ve annesi ile evleneceğini duyduğunda kehanetin gerçekleşmemesi için ülkeyi terk etmeye karar verir ve yola çıkar. Yolda karşısına yaşlı bir adam çıkar ve bir süre tartıştıktan sonra Oidipus yaşlı adamı öldürür. Kimse bu cinayeti görmediği için gittiği ülkede normal biri olarak karşılanır ancak o sırada şehre musallat olmuş bir canavar vardır. Bu canavar öyle her yeri yakıp yıkan değil bilmecesi olan bir canavardır. Bilmeceyi bilene ise ülkenin tahtını verip Laios’un eşiyle evlenme fırsatını tanıyacaktı. Oidipus bilmeceyi bilir ve hem tahta geçer hem de annesiyle evlenir. Aynı zamanda yolda öldürdüğü kişi öz babası olan Oidipus bu olaylarla birlikte kehanetin gerçekleştiğinin farkında değildir.

Yunan Tanrıları bu aileiçi evliliği onaylamazlar ve kızarlar. Kızgınlıklarının neticesinde Oidipus’un ülkesine kuraklık verirler. Tanrılar kuraklığın bitmesi için eski kral Laios’u öldürenin kim olduğu bulunmasını şart koşar. Başta Oidipus olmak üzere herkes katili arar ancak bulamazlar. Sonunda Oidipus katilin kendisi olduğunu anlar ve kendi elleriyle gözlerini çıkarır. Oidipus’un ülkeyi terk etmesinin ardından her şey eski hâline kavuşur.

Fark edeceğiniz üzere tam bir kadercilik üzerine kurulu bu tragedya bilmeden de olsa bir oğulun kendisini ormana atan babasını öldürerek intikam almasını tasvir etmektedir. Bu da asıl kitabımız Kırmızı Saçlı Kadın’ı anlamak için ciddi ir referanstır.

Rüstem ile Sührab

Firdevsî’nin Şehnâme’sinde geçen menkıbe, İran’ın en önemli savaşçısı ve herkesin kahraman olarak kabul ettiği Rüstem’in atıyla birlikte ava çıkmasıyla başlar. Av sırasında farkında olmadan ülke sınırlarını aşar ve kendisini Turan adlı ülkenin sınırlarında bulur. Geceyi bir handa geçirir ancak burada atı çalınır. Rüstem çok sevdiği atını aramak için Turan ülkesindeki en yakın şehre gider ve şöhreti burada da bilindiği için en iyi şekilde ağırlanır, adına ziyafetler verilir. Bu şehrin şahının kızı Rüstem’i çok beğenir ve ondan çocuğu olsun ister. Rüstem de bu isteğe karşı gelmez ve geceyi birlikte geçirirler. Sabah olduğunda Rüstem yola çıkmadan önce kadına hatıra olarak bir bileklik bırakır.

Rüstem’in dokuz ay sonra bir erkek çocuğu dünyaya gelir ve ona Sührab adını koyarlar. Babasına çok benzeyen bu çocuk yaşamı boyunca güçlü, kuvvetli olmuştur. Büyüdüğünde babasının kim olduğunu annesine soran Sührab, babasının bir kahraman olan Rüstem olduğunu öğrenir.

Sührab babasını İran şahı yapabilmek için bir plan hazırlar. Bunun için şah olan dedesine bir ordu kurmasını söyler ve İran şahını devirmek ister. Hatta babası İran şahı olduktan sonra kendisi de Turan ülkesinin şahı olacak ve ikisi cihanı yöneteceklerdir. Nitekim Oidipus’da karşımıza çıkan kader tekrar varlığını hatırlatır ve Sührab’ın savaş sırasında karşısına güçlü ve zeki bir savaşçı çıkar. Bu savaşçı babasıdır. Karşısındakinin babası olduğunu bilmeden onunla deyim yerindeyse teke tek cenge tutuşur. Tüm ordular bu mücadeleyi izlemektedir. Neredeyse bir gün süren mücadelenin sonunda güçlü ve çevik Sührab karşısındakinin omzuna bir hançer darbesi indirir ve tam başlığını çıkartıp onu öldürecekken Rüstem “Dur!” der. “Bizim oralarda bir savaşın galibi olabilmek için rakibini iki kez yenmek gerekir.” diye af talep edince Sührab dayanamaz ve bu talebi kabul eder. Ertesi gün iki savaşçı tekrar meydana gelir ve Rüstem bir yolunu bularak öz evladı Sührab’ı alt ederek öldürür. Sührab ölürken Rüstem’e onun oğlu olduğunu söyler ve bilekliğini gösterir. Bunu öğrenen Rüstem kucağına oğlunu alır ve ağlamaya başlar. Sonrasında ülkesinde dönmez, kendini çöllere atar.

Kısa Bir Anektod

Sophokles’in Kral Oidipus’u ve Firedvsî’nin Rüstem ve Sührab’ı değerlendirilirken Oidipus’u Batı’nın Rüstem ve Sührab’ı Doğu’nun temsilcisi olarak ele almak yanlış olmaz. Bu anlatılardan çıkarılabilecek en önemli sonuç Batı’nın “çocuğu”, Doğu’nın “babayı” yaşatması olarak görüyorum. Sophokles Oidipus'u yaşatarak geleceğe odaklı ve yeninin peşinde bir felsefenin ürününü ortaya çıkarırken Firdevsî ise Rüstem’i yaşatarak Doğu’nun ataerkil yaşamı ve düşünce yapısının etkisini, geçmişe dayalı bir görüşün temsilcisi olarak anlaşılmaktadır.

Anlaşılması gereken bir nokta da efsanelerin ne denli toplumu birçok yönüyle yansıtabilme gücü olduğudur. Efsanelerle birlikte kavimleri akıl terazimizde doğru konumlandırabilme, başka milletleri de çoğu yönüyle tanıyabilme fırsatı bulmaktayız.

Oidipus Kompleksi

Psikanalitiğin kurucusu kabul edilen Sigmund Freud’un bir teorisi olan “Oidipus Kompleksi” ya da “Baba Kompleksi”, çocuğun karşı cinsteki ebeveynini sahiplenme ve benimseme eğilimine karşın hemcinsinden olan ebeveyni saf dışı etmeye, ötelemeye dayalıdır.

Kırmızı Saçlı Kadın romanında baba-oğul ilişkisinin anlatılması üzerine bu teorinin “erkek çocuk” tarafına bakmak yeterli olacaktır. Erkek çocuk hemcinsi lan babasının gücü ve iktidarı karşısında babadan uzaklaşıp anneye yaklaşacaktır diyor Freud. Ayrıca çocuğun babadan çekinmesinin bir diğer nedeni de anneye yani babanın karısına karşı duyulan sevginin baba tarafından cezalandırılacağı korkusudur.

Sonuç

Dönelim romana. Kırmızı Saçlı Kadın’ın olay örgüsü baba-oğul ilişkisi üzerine kurulu demiştik. Kitabın başında babası olarak kabul ettiği Mahmut Usta’yı kuyuda bırakıp onu ölüme terk eden bir çocuk rolünde olan Cem, kitabın sonunda kırmızı saçlı kadından olan oğlu Enver’in onu kuyuya atmasıyla birlikte hem öldüren çocuk hem de ölen baba kaderini yani hem Oidipus’u hem de Rüstem’i yaşamıştır.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.